Türkiye’de emeklilik artık bir dinlenme dönemi değil, adeta hayatta kalma savaşına dönüşmüş bir yaşam mücadelesi devridir.
Özellikle SSK ve Bağ-Kur emeklileri için tablo son derece mantıksız ve aynı zamanda bilinçli olarak yapılan bir uygulamalardır.
Resmi verilerle açıklanan maaşlar, açlık sınırının dahi altında kalırken, milyonlarca emekli her ay “bugün ne yiyeceğim, karnımı nasıl duyuracağım, bunca zamlanan kiramı nasıl ödeyeceğim hesabı yapmak zorunda bırakıldı.
Bugün açlık sınırı rakamları ortadayken, emekli maaşlarının bu sınırın altında kalması yalnızca ekonomik bir sorun değildir; bu, aynı zamanda vicdani bir sorumsuzluktur.!
Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, ülkenin üretimine katkı sunmuş, vergiler vermiş, istihdam açmış, insanlara reva görülen bu yaşam standardı ne sosyal devlet anlayışıyla ne de adalet duygusuyla ne de Allah’a olan inançla bağdaşmaktadır.
Kişi Hangi dinden, hangi mezhep ve ırktan olursa olsun Allah’ın kulu olan bir insandır!
Her insanın da insan gibi yaşaması şart ve elzemdir!
Sorunlar yalnızca düşük maaşla da sınırlı değil. Emeklilerin büyük çoğunluğu ileri yaşlarda kronik rahatsızlıklarla mücadele ediyor.
Doktorun “kullanmak zorundasın” dediği ilaçlar, eczaneden alındığında bambaşka bir engelle karşılaşıyor vatandaş; fiyat farkı.;
Sosyal güvenlik kapsamında olması gereken ilaçlar için emekliden fiyat farkı ile ayrıca üzerine yüze on ek ödeme talep edilmesi, tam anlamıyla bir insafsızlık ve bilinçli yapılan işkence formülüdür!
Bir emekli, ilacını mı alsın, mutfağına ekmek mi koysun? Bu soru, bir ülkede soruluyorsa ortada ciddi bir yönetim, insaf ve vicdan sorunu vardır.
Sağlık, anayasal bir haktır; emekliler bu hakkı kullanabilmek için ceplerinden para ödemeye zorlanıyorsa, sosyal güvenlik sistemi amacından sapmış demektir.
Sıklıkla “kaynak yok” denilerek geçiştirilen bu mesele, aslında bir tercih meselesidir.
Kaynak vardır; mesele o kaynağın kim için, ne adına kullanıldığıdır.
Emekliyi yük olarak gören anlayış değişmedikçe, yapılan her düzenleme geçici bir pansuman ile sadaka olmaktan öteye gitmeyecektir.
Emekliler lütuf değil, hak istemektedir.
Açlık sınırının üzerinde bir maaş, ücretsiz ve erişilebilir sağlık hizmeti insanca yaşanabilecek bir haktır…
Bunlar abartı değil, adilce, medenice hak edilen bir yaşam için asgari taleplerdir.
Ve unutulmamalıdır ki bugün emekliye reva görülen bu mahkûmiyet sistemi, aslında toplumun geleceğine tutulan bir aynadır.