Türkiye son günlerde yalnızca bir yasa tartışması yaşamıyor. Asıl tartışılan, bu ülkenin geleceğinin hangi anlayışla şekillendirileceği ve milletin iradesinin hangi sınırlar içinde korunacağıdır.
Kamuoyunda "Çerçeve Yasa" olarak anılan düzenleme etrafında yürütülen tartışmalar, toplumun önemli bir bölümünde ciddi kaygılar meydana getirmiştir. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un siyasi partilerle yaptığı görüşmeler ve "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan yasal düzenlemeye ilişkin açıklamalar, konunun artık yalnızca siyasi kulislerin değil, doğrudan vatandaşın gündeminin de bir parçası hâline geldiğini göstermektedir.
Amacımız, toplumda oluşan kaygıyı dile getirmek ve şu soruyu sormaktır:
Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren böylesine önemli düzenlemeler, milletin bütün ayrıntılarıyla bilgilendirildiği, açık ve şeffaf bir tartışma ortamında mı hazırlanıyor?
Çünkü vatandaşın korktuğu şey yalnızca bir yasa maddesi değildir.
Vatandaş, yarın neyle karşılaşacağını bilmek istemektedir.
Türkiye'nin yakın tarihi, terörün açtığı yaraların ne kadar ağır olduğunu hepimize göstermiştir. Şehitlerimizin aileleri, gazilerimiz ve yıllarca terör nedeniyle acı yaşamış milyonlarca vatandaşımız bu konuları sıradan bir siyasi tartışma olarak görmemektedir.
Bu nedenle atılacak her adımın, öncelikle şehit ailelerinin, gazilerin ve bütün vatandaşların vicdanında karşılığının bulunması gerekir.
Devlet elbette terörü bitirmek için her yolu değerlendirebilir. Barış ve huzur arayışı da küçümsenecek bir hedef değildir. Ancak barış arayışı ile devletin temel ilkelerinden taviz verilmesi arasında çok büyük bir fark vardır.
Milletin bilmek istediği de budur:
Terör sona ererken Türkiye'nin hangi kazanımları korunacak, hangi sınırlar asla aşılmayacaktır?
Bu soruların cevabı açıkça verilmeden yapılan her siyasi açıklama, toplumdaki kuşkuları daha da artırabilir.
Kılıçdaroğlu'na yönelen hayal kırıklığı:
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu süreçteki tutumu ise CHP tabanının bir bölümü açısından ayrıca tartışılmaktadır.
Kendisini yıllarca CHP'nin ve Atatürkçü düşüncenin önemli temsilcilerinden biri olarak görmüş vatandaşların bir bölümü, Kılıçdaroğlu'nun bu süreçteki tavrını anlamakta zorlandığını ifade etmektedir.
Özellikle "evet" yönündeki tutumun ardından bazı ve birçok CHP'lilerde ciddi bir hayal kırıklığı oluştuğu görülmektedir.
Burada mesele yalnızca bir oy değildir.
Mesele, yıllardır kendisini CHP'nin temel değerlerine yakın gören insanların "Biz kime güveneceğiz?" sorusunu sormaya başlamasıdır.
Siyasette bazen bir oy, bir konuşmadan daha büyük anlam taşır.
Çünkü vatandaş o oyu yalnızca bir milletvekilinin tercihi olarak değil, kendi geleceğine ilişkin bir işaret olarak değerlendirebilir.
Peki neden?
İşte asıl sorulması gereken soru budur.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun bu yöndeki tutumunun gerekçesi kamuoyuna yeterince açık biçimde anlatılmadığı takdirde, ortaya farklı yorumların çıkması kaçınılmazdır.
Bazı vatandaşlar bunun siyasi bir tercih olduğunu düşünür.
Bazıları stratejik bir hesap olduğunu ileri sürer.
Bazıları ise daha farklı ihtimalleri konuşmaktadır.
Bunların hiçbirini kanıtlanmış gerçek olarak kabul etmek doğru değildir.
Ancak demokratik siyasette şu da unutulmamalıdır:
Bir siyasetçinin kararının gerekçesi anlaşılmıyorsa, toplum o boşluğu kendi yorumlarıyla doldurur.
Bu nedenle Kılıçdaroğlu'nun kamuoyuna açık ve ikna edici bir açıklama yapması, yalnızca kendisi açısından değil, CHP tabanının kafasındaki soru işaretlerinin giderilmesi açısından da önemlidir.
Son yıllarda Orta Doğu'da yaşanan savaşlar, sınırlarımızın çevresindeki gelişmeler ve büyük devletlerin bölgedeki politikaları, Türk toplumunda dış müdahale ve ülkenin geleceğine ilişkin kaygıları artırmaktadır.
Bu ortamda "Büyük Ortadoğu Projesi" veya BOP konusunda da çeşitli siyasi değerlendirmeler yapılmaktadır.
Burada da dikkatli olmak gerekir.
Türkiye'nin dış güçlerin etkisi altında kalabileceğine ilişkin kaygılar başka şeydir; "Türkiye kesin olarak işgal edilecek" şeklinde kesin bir hüküm vermek başka şeydir.
Bugün için böyle bir sonucu kesin gerçek olarak ortaya koyacak bir veriden söz etmek her ne kadar mümkün değilse de faşist ülkelerin her şeyi yapabilecekleri varsayımını da asla görmezden gelinmemelidir.
Aynı zamanda vatandaşın kaygısını da küçümseyemeyiz.
Çünkü halkın zihninde şu soru bulunmaktadır:
"Bölgemizde haritaların, dengelerin ve devletlerin değiştiği bir dönemde Türkiye kendi milli iradesini ve toprak bütünlüğünü nasıl koruyacaktır?"
İşte siyaset kurumunun bu soruya cevap vermesi gerekir.
Bu süreçte İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun tutum ve davranışı da kamuoyunda dikkat çekmiştir. Dervişoğlu, "Çerçeve Yasa" konusunda iktidara sert eleştiriler yöneltmiş ve özellikle yasanın içeriğinin kamuoyuna açık biçimde ortaya konulmasını istemiştir. 29 Temmuz'daki açıklamasında, teklifin ne olduğunun hâlâ kamuoyuna yeterince açık olmadığını savunarak sürecin Meclis'in iradesiyle yürütülmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Dervişoğlu'nun bu tutumu, özellikle muhalif seçmenin bir bölümünde "en azından itirazını açıkça ortaya koyan bir siyasetçi var" düşüncesinin oluşmasına neden olmuştur. Son günlerde halkımız Sayın Dervişoğlu’na umut bağlamaya başladığı gözlemlenir olmuştur.
Türkiye'nin geleceği bir kişinin veya bir partinin omuzlarına bırakılamaz.
CHP'nin asıl sınavı
Bugün CHP'nin önündeki mesele yalnızca iktidara karşı çıkmak değildir.
CHP'nin asıl görevi, kendi seçmeninin güvenini koruyabilmektir.
Bir ana muhalefet partisinin vatandaşına verebileceği en önemli güvence şudur:
" Siyasiler Halkın adına karar verirken ne yapacaklarını açıklıkla anlatmalıdır."
Eğer vatandaş, kendi partisinin hangi gerekçeyle hangi kararı verdiğini anlayamıyorsa, araya güvensizlik girer.
Güvensizlik başladığında ise siyasi parti ile seçmen arasındaki bağ zayıflar.
Bugün CHP'nin bunu çok ciddi biçimde düşünmesi gerektiği kanaatindeyim.
Çünkü CHP'nin tarihi yalnızca seçimlerden ibaret değildir.
Cumhuriyetin kuruluşundan, çok partili hayata geçişten, demokrasinin savunulmasından ve Atatürk'ün "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" anlayışından gelen büyük bir siyasi mirası vardır.
Bu mirasın taşıyıcısı olduğunu söyleyen bir partinin, milletin kaygılarını görmezden gelme lüksü asla yoktur.!