Tarımın ilk dönemlerinden günümüze ulaşan bir buğday türü bugün neden yeniden konuşuluyor? Sümerlerden bile daha eski olduğu belirtilen Iza buğdayı, nasıl oldu da yeniden tarlalarda filizlenmeye başladı? İnsanlık tarihinin en eski kültür bitkilerinden biri kabul edilen bu kadim ata tohumu, Bolu’nun Mengen ilçesinde yürütülen bilimsel ve yerel iş birlikleri sayesinde yeniden üretim zincirine dahil edildi.

Üniversite öncülüğünde başlayan tohum seferberliği

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi bünyesinde kurulan Tohum Ambarı, ata tohumlarının korunması ve çoğaltılması amacıyla hayata geçirilen önemli projeler arasında yer alıyor. Mengen Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Berker Çiftçi’nin girişimleriyle başlatılan çalışma kapsamında yaklaşık 500 çiftçiye ücretsiz ata tohumu dağıtıldı. Proje, akademik bilginin doğrudan üreticiyle buluştuğu uygulamalı bir model olarak dikkat çekti.

Ata Tohumu

Mudurnu'da geleneksel ‘Birikme Gecesi’nde güldüren anlar
Mudurnu'da geleneksel ‘Birikme Gecesi’nde güldüren anlar
İçeriği Görüntüle

Sadece koruma değil, üretime dayalı model

Tohum Ambarı’nda yürütülen çalışmalar yalnızca genetik mirası muhafaza etmeyi hedeflemiyor. Aynı zamanda üretim, eğitim ve uygulamayı bir arada yürüten bir ekosistem oluşturulmuş durumda. Her yıl Çanakkale Zaferi Haftası’nda düzenlenen ücretsiz tohum dağıtımları ise projenin toplumsal hafıza ile bağını güçlendiriyor. Böylece ata tohumları depolarda saklanan bir değer olmaktan çıkıp aktif olarak ekilen ve çoğaltılan bir üretim unsuruna dönüşüyor.

Üreticilerden sahaya yansıyan sonuçlar

Mengen ve çevre köylerde üreticiler, Iza buğdayının her geçen yıl daha geniş alanlarda ekildiğini belirtiyor. Babahızır Köyü’nde üretim yapan Şeref Kabasakal, dört yıl önce sınırlı miktarda başlayan ekimin bugün yüzlerce dönüme ulaştığını ifade ediyor. Rüknettin Köyü’nden Hikmet Kazan, bölgede “kaplıca” adıyla bilinen bu kadim türün özellikle bulgur üretimindeki kalitesiyle öne çıktığını vurguluyor. Sebenli üretici Reşat Demirel ise kimyasal girdilerden uzak üretimle sertifikalı organik tarımı hedeflediklerini dile getiriyor.

Taş değirmenden sofraya uzanan yolculuk

Hasat edilen Iza buğdayı, geleneksel yöntemlerle taş değirmenlerde öğütülerek una ve bulgura dönüştürülüyor. Bu süreç, ürüne hem besin değeri hem de ekonomik katma değer kazandırıyor. Önümüzdeki dönemde kurulması planlanan taş değirmenle birlikte üretim zincirinin tamamen yerel imkânlarla sürdürülmesi hedefleniyor. Böylece “topraktan sofraya” uzanan süreçte bölge ekonomisinin daha güçlü bir pay alması amaçlanıyor.

Mengen mutfağında kadim buğday dönemi

Mengen’in güçlü aşçılık geleneği, Iza buğdayının gastronomide değerlendirilmesi için yeni fırsatlar sunuyor. Iza unundan ekmek, simit ve farklı fırın ürünleri hazırlanırken, profesyonel mutfaklarda da özel reçeteler geliştiriliyor. Mengenli aşçı Çağatay Anıl, Iza buğdayını uluslararası mutfaklara taşımayı hedeflediklerini ve ilk denemelerin Iza buğdayından yapılan ramen ile başlayacağını belirtiyor. Aşçı Melike Kaya da Iza unundan grisini, kraker ve bisküvi gibi ürünler üretmek üzere çalışmalar yürütüyor.

Yerel destekle büyüyen örnek kalkınma modeli

Ata tohumuna dayalı bu üretim modeli, yerel yöneticiler tarafından da bölgesel kalkınma ve gıda güvenliği açısından stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor. Küçük alanlarda başlayan ekimlerin kısa sürede yüzlerce dönüme yayılması, projenin sahadaki başarısını ortaya koyuyor. Tohum Ambarı’nın kurucularından Berker Çiftçi, Mengen’in ata tohumlarının bilimsel yöntemlerle korunduğu ve üretildiği örnek bir merkez haline gelmeye devam edeceğini vurguluyor. Bu girişim, hem geçmişin mirasını yaşatan hem de geleceğin tarım vizyonuna yön veren dikkat çekici bir başarı hikâyesi olarak öne çıkıyor.